Çöpün Hesabı Musluktan Tutulur mu?
Ayın sonu gelir, su faturası kapıya dayanır.
Esnaf faturayı eline alır. Önce en alttaki rakama bakar, sonra yukarı doğru okumaya başlar: Su bedeli, atık su bedeli, KDV...
Derken bir satırda gözü takılır:
Katı atık bedeli.
Bazen suyun kendisinden pahalı, bazen birkaç katı.
İlk soru da doğal olarak gelir:
“Ben bu kadar çöp mü çıkarıyorum?”
Aslında bu soru, yalnızca esnafın değil, sistemin de kendisine sorması gereken bir soru.
Çünkü katı atık bedelinin nasıl hesaplandığını bilen esnaf sayısı oldukça az. Daha önemlisi, bu hesabın neden o şekilde yapıldığını faturada görebilen esnaf sayısı daha da az.
Kanun ne diyor?
Katı atık bedelinin hukuki dayanağı Çevre Kanunu'nun 11. maddesi.
Temel yaklaşım basit:
“Kirleten öder.”
Belediye çöpü toplar, taşır ve bertaraf eder. Bu hizmetin maliyeti de hizmetten yararlananlara, oluşturdukları atık miktarıyla ilişkilendirilerek yansıtılır.
Tarifelerin tam maliyet esasına göre belirlenmesi öngörülür.
Kâğıt üzerinde bakıldığında itiraz edilecek fazla bir şey yok.
Çok çöp çıkaran çok, az çöp çıkaran az ödesin.
Asıl sorun, bu ilkenin sahada nasıl uygulandığında başlıyor.
Çöp tartılmıyor, tahmin ediliyor
Hiçbir belediye her gün işletmenin önündeki çöp poşetlerini tek tek tartmıyor.
Dolayısıyla gerçek atık miktarı ölçülmediğinde, belediyelerin bir hesaplama yöntemi kullanması gerekiyor.
İşte Türkiye'de farklılık tam burada ortaya çıkıyor.
Bazı belediyeler işyerlerini faaliyet türlerine göre gruplandırıyor ve her grup için belirli bir tarife uyguluyor.
İzmir'de de sistem bu şekilde işliyor. Büyükşehir Belediyesi'nin açıklamalarında katı atık bedelinin ilçe belediyelerince belirlendiği, sabit tarifeye dayandığı ve tüketilen su miktarıyla bağlantılı olmadığı belirtiliyor.
Bazı yerlerde ise katı atık bedeli su tüketimi üzerinden hesaplanabiliyor.
Bazı belediyeler ise katı atık bedelini su faturasından tamamen ayırmayı tercih ediyor.
Örneğin Bursa'da 2020 yılında alınan Büyükşehir Meclisi kararıyla katı atık bedelinin su faturalarından çıkarılması yönünde bir uygulama hayata geçirilmişti.
Sonuçta aynı ülkede, aynı kanuna dayanan bir bedelin hesaplama yöntemi belediyeden belediyeye değişebiliyor.
Restoran ile muhasebe bürosu aynı çöpü mü çıkarıyor?
İki işletme düşünelim.
Biri lokanta.
Her gün sebze ve meyve atıkları, yemek artıkları, ambalajlar, karton kutular ve benzeri atıklar çıkarıyor.
Diğeri bir muhasebe bürosu.
Günün sonunda birkaç kâğıt, ambalaj ve bir çay bardağı çıkıyor.
Eğer katı atık bedeli su tüketimi üzerinden hesaplanıyorsa ve bu iki işletme aynı miktarda su kullanıyorsa, ortaya aynı bedel çıkabiliyor.
İşte burada “kirleten öder” ilkesi tartışmaya açılıyor.
Çünkü su tüketimi ile katı atık miktarı her işletmede aynı oranda ilerlemiyor.
Oto yıkamacı, berber veya bazı hizmet işletmeleri suyu yoğun kullanabilirken ortaya çıkan katı atık miktarı çok daha düşük olabilir.
Bu durumda esnafın aklına şu soru geliyor:
“Ben çöpüm için mi ödeme yapıyorum, yoksa kullandığım su için mi?”
Bir de yanlış sınıflandırma meselesi var
Grup esaslı tarifelerin de kendi içinde başka bir sorunu bulunuyor.
İşletmenin faaliyet türü yanlış sınıflandırılmışsa veya daha yüksek bir gruba dahil edilmişse, ortaya çıkan bedel bir anda ciddi şekilde artabiliyor.
Örneğin İzmir'de bir esnafın şikâyet platformuna yaptığı başvuruda, 66 liralık su tüketiminin üzerine yaklaşık 4.140 lira katı atık bedeli yansıtıldığını belirttiğini görüyoruz.
Burada elbette tek bir şikâyet üzerinden bütün sistemi değerlendirmek mümkün değil.
Ancak böyle bir fatura örneği bile önemli bir soruyu gündeme getiriyor:
Esnaf, kendisi için belirlenen katı atık bedelinin hangi hesaplamayla ortaya çıktığını kolayca görebiliyor mu?
Cevap “hayır” ise, sorun yalnızca rakamda değildir.
Sorun, şeffaflıktadır.
Esnaf ne yapmalı?
Öncelikle faturadaki katı atık bedelinin hangi kurum tarafından belirlendiğini ve hangi kurumun tahsil ettiğini birbirinden ayırmak gerekiyor.
Birçok durumda su idaresi yalnızca tahsilata aracılık ediyor.
Dolayısıyla faturada bedeli gören esnafın doğrudan su idaresine tepki göstermek yerine, bedelin kaynağını ve tarifeyi belirleyen ilçe belediyesine yönelmesi gerekiyor.
Esnafın yapabileceği birkaç basit şey var:
Birincisi: İlçe belediyesinden, işletmesine uygulanan katı atık tarifesini ve buna dayanak oluşturan meclis kararını istemek.
İkincisi: İşyerinin hangi faaliyet grubunda değerlendirildiğini kontrol etmek.
Üçüncüsü: Yanlış sınıflandırma veya hatalı tahakkuk olduğunu düşünüyorsa belediyeye yazılı olarak başvurmak.
Dördüncüsü: Sorunu yalnızca bireysel bir fatura meselesi olarak değil, esnafın ortak problemi olarak gündeme getirmek.
Çünkü tek bir esnafın dilekçesi bir dosyada kalabilir.
Ama aynı soruyu onlarca, yüzlerce esnaf sorduğunda konu artık bir esnaf meselesinden çıkıp kamuoyu ve meclis gündemine dönüşür.
Asıl mesele birkaç bin lira değil
Bence asıl tartışılması gereken nokta, katı atık bedelinin varlığı değil.
Bu bedelin nasıl hesaplandığının anlaşılır olup olmadığıdır.
Esnafın karşısına bir rakam çıkıyor.
Bu rakamın arkasında belediye meclisi kararı var.
Tahsilatın üzerinde su idaresinin adı var.
Kanunda başka bir kurumun düzenlemesi var.
Esnaf ise bütün bunların arasında şu basit sorunun cevabını arıyor:
“Ben neden bu kadar ödüyorum?”
Adil bir sistem, anlaşılmaz olmak zorunda değil.
Lokantanın ürettiği atıkla bir muhasebe bürosunun ürettiği atığın aynı olmadığını görmek için uzman olmaya gerek yok.
Belediyelerden beklenen yalnızca tahsilat yapmak değil; vatandaşın ve esnafın ödediği bedelin hesabını da açıkça göstermek.
Çünkü “kirleten öder” ilkesi yalnızca kanun maddesinde kalmamalı.
Faturada da anlaşılır olmalı.
Çöpün hesabı musluktan tutuluyorsa, bunun nedeninin de esnafa açıkça anlatılması gerekir.
Çünkü esnafın itiraz ettiği şey çoğu zaman ödeme yapmak değil;
neye, neden ve nasıl ödeme yaptığını bilmemektir.

