Sevgili okurlarım, umarım hepiniz iyisinizdir.
İlk yazımda ekonomiden bahsetmiştim sizlere. Bugün ise o yazının devamı niteliğinde, yine ekonomiyle ilgili güncel gelişmeleri ele alacağım.
Öncelikle çok yakın bir zamanda fon krizi soruşturması gündeme geldi, biliyorsunuz. Birçok yatırımcının birikimini ve güvenini sarsan bu süreç henüz sonuçlanmadı, devam ediyor. Bu yüzden konuyla ilgili net hükümler vermek yerine, insanlar üzerindeki etkisine odaklanmak istiyorum.
O yazımda enflasyondan ve geçmişle bugün arasındaki farklardan söz etmiştim. Doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kuramasam da, bu tür krizlerin ortaya çıktığı ortamı besleyen unsurlardan birinin enflasyon olduğunu düşünüyorum. Enflasyon pek çok ailenin ocağına maalesef incir ağacı dikti. Toplumun en temel yapı taşlarından biri olan ailelerde birçok insanın birikimi eridi, alım gücü günden güne azalıp yok olma noktasına geldi. Sonuç olarak pek çok ailede maddi düzen kalmadı.
Peki bu tabloyu insan nasıl yaşıyor?
Yüzeyde görünen rakamlar olsa da aslında bunların arkasında fark edemediğimiz veya farkında olmadığımız yükler var. Yıllarca emek vererek biriktirdiği parayı bir anda belirsizliğin içinde bulan insan yalnızca maddi bir kayıp yaşamıyor, aynı zamanda güven duygusunu da kaybediyor. Bu güven kaybı çoğu zaman uykusuzluk, sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetme ve zaman zaman kendini suçlama olarak karşımıza çıkıyor. Fon krizi soruşturması devam ederken bahsettiğim yük daha da ağırlaşabilir, hatta taşınması güç bir hale gelebilir. Çünkü insan zihni belirsizliğe tahammül etmekte çok zorlanır.
Bir klinik psikolog olarak çalışma odasında bu dönemde şu cümleleri duyuyorum: "Uyuyamıyorum", "Sürekli kötü bir haber bekliyorum", "Evde konuşacak halim kalmadı." Bunlar tek tek bireysel şikâyetler gibi görünse de aslında ortak bir tabloya işaret ediyor. Toplum olarak ekonomik belirsizliğin yükünü aynı anda taşıyoruz ve bu yük, farkında olmasak da ruh sağlığımıza yansıyor. Böyle bir ortamda bireylerin iyi oluş hâlini korumaları zamanla zorlaşıyor ve bu da yaşam kalitesini düşüren etmenlerin başında geliyor.
Peki bu süreçte kendimizi korumak için ne yapabiliriz?
Haber tüketimini sınırlayın. Gelişmelerden haberdar olmak önemli, ancak gün boyu haber akışının içinde kalmak kaygıyı besler. Günün belirli saatlerinde, güvenilir kaynaklardan bilgi almak yeterli. Geri kalan zamanda zihninize dinlenme alanı tanıyın.
Yaşadıklarınızı paylaşın. Maddi kayıp çoğu zaman utançla birlikte gelir ve insanlar bunu sessizce taşır. Oysa bu sessizlik yükü ağırlaştırır. Güvendiğiniz bir yakınınızla konuşmak, tek başınıza olmadığınızı hatırlatır ve tabloyu daha net görmenize yardım eder.
Rutinlerinizi koruyun. Uyku, yemek ve hareket düzeni, belirsizlik dönemlerinde tutunabileceğiniz en sağlam zemindir. Dünya sarsılırken küçük düzenleriniz size denge sağlar.
Destek almaktan çekinmeyin. Uykusuzluk, yoğun kaygı, umutsuzluk ya da günlük işlevleri sürdürmekte zorlanma gibi belirtiler uzun süre devam ediyorsa bir uzmandan destek almak zayıflık değil, kendinize gösterdiğiniz özenin bir işaretidir.
Önümüzdeki haftalarda bu konuyu daha yakından ele alacağız. Para ile kurduğumuz duygusal ilişkiyi, kriz anlarında karar verme davranışımızı ve krizden sonra toparlanma sürecini birlikte konuşacağız. Bunun için sizlerden de merak ettiklerinizi, sormak istediklerinizi bekliyorum.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, kendinize iyi bakın.

