ABD, kritik minerallerde Çin'e olan bağımlılığını azaltmak için hem ülke içinde üretimi artırıyor hem de dünyanın farklı bölgelerinde yeni ortaklıklar kuruyor. Bakır, lityum ve grafit gibi kritik mineraller ile nadir toprak elementleri, yapay zekadan bataryalara, elektrik şebekelerinden savunma sistemlerine kadar birçok stratejik sektör için vazgeçilmez hale geldi. ABD açısından en büyük sorun ise bu minerallerin işlenmesi ve rafinajında Çin'in küresel tedarik zincirindeki güçlü konumu.
Ukrayna'dan Avustralya'ya maden diplomasisi
Trump yönetimi bu bağımlılığı azaltmak için tedarik kaynaklarını çeşitlendirmeye yöneldi. Ukrayna ile yapılan doğal kaynak anlaşması ABD'ye gelecekteki projelerde stratejik erişim sağlarken, Avustralya ile kritik mineraller ve nadir toprak elementleri konusunda iş birliği genişletildi. Washington ayrıca Japonya, Güney Kore, Singapur ve İsrail'in de aralarında bulunduğu ülkelerle ortaklıklarını artırırken, Güneydoğu Asya'dan Suudi Arabistan'a uzanan yeni anlaşmalar yapıyor. Trump'ın Grönland'ın ABD açısından önemine yönelik çıkışları da bölgenin zengin yer altı kaynakları nedeniyle kritik mineral rekabetinin gölgesinde değerlendiriliyor.
ABD kendi rezervini de kuruyor
Trump yönetimi dışarıda yeni kaynaklar ararken ülke içindeki tedarik zincirini de güçlendiriyor. Alaska'daki kritik mineral yataklarına erişimi sağlayacak Ambler Road projesi yeniden canlandırılırken, kritik mineral ve batarya projelerine 3 milyar dolarlık yatırım açıklandı. ABD ayrıca olası tedarik kesintilerine karşı ilk Stratejik Kritik Mineraller Rezervi'ni oluşturdu.
Washington'ın hedefi, madencilikten işleme ve rafinaja kadar uzanan zinciri ABD ve müttefiklerine kaydırmak. Böylece geleceğin enerji, yapay zeka ve savunma teknolojilerinde ihtiyaç duyulacak hammaddelerin Çin'in kontrolünde kalmasının önüne geçilmek isteniyor.
Uzmanlar, ABD'nin bu hamlelerinin küresel ticaret dengelerini kökten değiştirebileceğine dikkat çekiyor. Özellikle Çin'in geçmişte nadir toprak elementleri ihracatına getirdiği kısıtlamalar hatırlatıldığında, Washington yönetiminin attığı bu adımların sadece ekonomik değil, aynı zamanda ulusal güvenlik meselesi olduğu açıkça görülüyor. Batılı ülkelerin kendi aralarında kuracağı bu alternatif tedarik ağı, uzun vadede Pekin'in piyasa üzerindeki tekelini kırmayı amaçlıyor.
Öte yandan, çevresel ve bürokratik engellerin ABD'nin iç üretim hamlelerini ne ölçüde yavaşlatacağı ise merak konusu olmaya devam ediyor. Madencilik projelerinin hayata geçirilmesinin yıllar alabileceği belirtilirken, ABD ve müttefiklerinin rafineri kapasitesini hızla artırıp artırıamayacağı, küresel kritik mineral savaşının seyrini belirleyen en kritik faktörlerden biri olacak.



