Geçen yazımda usta-çırak kültürünün nasıl büyük bir mesleki miras olduğundan ve yıllar içinde bu mirasın nasıl aşındığından söz etmiştim.
Bugün ise meselenin daha somut tarafına, esnafın ve ustaların yüreğinde biriken o soruya inmek istiyorum:
Ustalar gerçekten çırak yetiştirmek istemiyor mu, yoksa artık çırak yetiştiremiyor mu?
Ben yıllardır bu sanayinin, bu çarşının içindeyim. Esnafın ne yaşadığını, ustanın hangi yükleri taşıdığını ve gençlerin meslek hayatına girerken hangi sorunlarla karşılaştığını sahada görüyorum.
Şunu açıkça söyleyeyim:
Hiçbir usta, “Keşke yanımda kimse olmasa” diye dükkânını açmıyor sabahları.
Her usta, kendi bilgisinin ve emeğinin kendisinden sonra devam etmesini ister. Her usta, yıllar boyunca öğrendiği mesleği bir sonraki nesle bırakmak ister.
Ama saha gerçeği artık başka bir hikâye anlatıyor.
Birinci sebep: Zaman artık ustanın değil, faturanın
Eskiden usta çırağı yanına alırdı.
Önce dükkânın düzenini öğretirdi. Süpürttürür, çay ocağını gösterir, müşteriyi karşılamayı öğretir, sonra yavaş yavaş işin içine sokardı.
Bu süreç bir sabır işiydi.
Çırak bugün işi öğrenmezdi. Yarın öğrenirdi. Usta da bunu bilirdi.
Bugün ise esnafın zamanı çok daha kıymetli.
Usta sabahtan akşama kadar kendi işini yetiştirmeye çalışıyor. Kirasını, elektriğini, vergisini, sigortasını ve diğer işletme giderlerini karşılamaya çalışırken bir taraftan da müşterisini memnun etmek zorunda.
Bütün bunların üzerine bir de yeni yetişen bir gence zaman ayırması gerekiyor.
Zaman artık lüks haline geldi.
Öğretmek isteyen ustanın bile bazen öğretecek nefesi kalmıyor.
İkinci sebep: Emek artık ucuz görünmüyor, ama karşılığı da eskisi gibi ödenemiyor
Genç haklı olarak soruyor:
“Sigortam olacak mı?”
“Maaşım ne kadar olacak?”
“Ne kadar sürede mesleği öğrenebilirim?”
Usta da haklı olarak düşünüyor:
“Ben bu genci daha işin başındayken, hiçbir şey bilmiyorken nasıl bir maliyetle çalıştıracağım?”
Burada iki tarafın da kendince haklı olduğu bir tablo ortaya çıkıyor.
Genç geleceğini düşünüyor.
Usta ise işletmesinin ayakta kalmasını.
Sorun tam da burada başlıyor.
Çırak yetiştirme maliyeti ile gençlerin beklentileri arasında bir denge kurulamayınca, usta-çırak ilişkisi daha başlamadan sona erebiliyor.
Üçüncü sebep: Emek verip kaybetme korkusu
Bugün pek çok ustanın yaşadığı bir başka sorun daha var.
Usta, yanında yetiştirdiği çırağa aylarca, hatta yıllarca emek veriyor.
Mesleğin inceliklerini öğretiyor.
Müşteri ilişkisini öğretiyor.
İşi nasıl yapacağını, nasıl hata yapmayacağını anlatıyor.
Sonra çırak işi öğrendiğinde ne oluyor?
Ya kendi dükkânını açıyor ya da birkaç bin lira daha fazla ücret veren başka bir işletmeye gidiyor.
Elbette genç bunu yapmakta özgür.
Kendi geleceğini kurmak istemesi son derece doğal.
Ama ustanın tarafından baktığımızda durum farklı.
Usta bunu zamanla bir “yatırım kaybı” olarak görmeye başlıyor.
Bir kere yanan usta, ikinci kez ateşe elini sokmak istemiyor.
Ve bu korku büyüdükçe çırak yetiştirme isteği de azalıyor.
Dördüncü sebep: Mesleki saygı azaldı
Eskiden “Ben falancanın çırağıyım” demek bir gurur meselesiydi.
Çünkü herkes bilirdi:
Bir ustanın yanında yetişmek, sadece bir iş öğrenmek değil; bir meslek, bir kültür ve bir hayat tecrübesi kazanmak demekti.
Bugün ise bazı gençler arasında “çıraklık” ve “meslek öğrenmek” yeterince değerli görülmeyebiliyor.
Ailelerin yaklaşımı da burada önemli.
Birçok aile çocuğuna:
“Bari bir masa başı iş bul.”
“Temiz bir işte çalış.”
“Üniversite oku.”
diyor.
Elbette eğitim önemli.
Ama herkesin aynı yoldan ilerlemesi gerekmiyor.
Bir gencin iyi bir usta yanında meslek öğrenmesi de son derece değerli bir gelecek seçeneği.
Bugün bir elektrikçiye, kaynakçıya, oto tamircisine, tesisatçıya, mobilyacıya, berbere, aşçıya veya farklı bir meslek dalında yetişmiş ustaya ihtiyaç varsa, bunun temeli yıllar önce atılmış usta-çırak kültürüne dayanıyor.
Beşinci sebep: Destek mekanizmaları esnafın gerçek ihtiyacına yeterince ulaşamıyor
Çırak ve kalfa yetiştiren işletmelere yönelik çeşitli destek ve teşvik mekanizmaları bulunuyor.
Ancak sahadaki esnafın beklentisi çok daha somut.
Usta şunu bilmek istiyor:
“Ben bir çırak yetiştirirsem üzerimdeki mali yük gerçekten azalacak mı?”
“Bu gencin eğitiminde ve sigortasında kim yanımda olacak?”
“Çırağın meslek öğrenme sürecinde işletmem ne kadar desteklenecek?”
İşte burada sistem ile esnafın günlük hayatı arasında bir mesafe oluşabiliyor.
Kâğıt üzerinde bulunan bir destek ile esnafın gerçekten kullanabildiği destek aynı şey değil.
Çırak yetiştiren işletmenin yükünü azaltacak, ustayı meslek öğretmeye teşvik edecek ve gencin geleceğini güvence altına alacak daha güçlü bir mesleki eğitim modeli gerekiyor.
Ustayı suçlamak çözüm değil
Şunu özellikle net söylemek istiyorum:
Bu sebeplerin hiçbiri ustayı suçlu çıkarmak için değil.
Tam tersine, ustanın neden geri çekildiğini anlamak için konuşuyorum.
Çünkü bir insanı suçlamak kolaydır.
Asıl zor olan, o insanın neden böyle davrandığını anlamak ve sistemi değiştirmektir.
Eğer biz bu beş sebebi görmezden gelip yalnızca:
“Ustalar artık eskisi gibi değil.”
dersek, bu sorunu asla çözemeyiz.
Çünkü mesele yalnızca ustanın isteği değil.
Mesele; ekonomiden çalışma koşullarına, mesleki eğitimden gençlerin beklentilerine kadar birçok faktörün aynı anda değerlendirilmesi.
Yarınların ustalarını bugün yetiştirmek zorundayız
Bugün bir usta çırak yetiştirmiyorsa, bunun bedelini sadece bugünün esnafı ödemez.
Asıl bedeli birkaç yıl sonra öderiz.
Çünkü bugün çırak yetişmezse yarın kalfa olmaz.
Kalfa olmazsa usta olmaz.
Usta olmazsa o meslek dalında hizmet verecek insan bulmak zorlaşır.
Bugün birçok sektörde yaşanan nitelikli eleman ve ara eleman sorununun temelinde de bu kopan zincirin önemli bir payı var.
Bu nedenle artık meseleyi “Usta neden çırak almıyor?” sorusundan daha geniş ele almamız gerekiyor.
Soruyu şöyle sormalıyız:
“Yarının ustasını bugünden nasıl yetiştireceğiz?”
Ustanın yükünü hafifletecek bir destek sistemi kurulmalı.
Gencin emeğini ve geleceğini güvence altına alan bir çalışma düzeni oluşturulmalı.
Meslek öğrenmenin toplumdaki itibarı yeniden yükseltilmeli.
Ailelere, gençlere ve esnafa mesleki eğitimin gerçek değeri anlatılmalı.
Ve en önemlisi, usta ile çırak arasında kaybolmaya başlayan güven yeniden kurulmalı.
Çünkü usta-çırak kültürü yalnızca bir meslek öğrenme yöntemi değildir.
Bu kültür, yılların bilgisinin bir sonraki nesle aktarılmasıdır.
Bir ustanın elindeki mesleğin geleceğe bırakılmasıdır.
Bir esnafın dükkânının, emeğinin ve tecrübesinin devamlılığıdır.
Bunu kaybedersek sadece çırak kaybetmeyiz.
Meslekleri, ustaları ve geleceğin esnafını kaybederiz.
Bir sonraki yazımda ise bu sorunların çözümüne daha yakından bakacağım.
Hem esnafın hem gencin kazanacağı, ustanın üzerindeki yükü azaltırken gençlere gerçek bir meslek ve gelecek sunacak yeni bir usta-çırak modelini konuşacağız.
Çünkü mesele yalnızca “Usta neden çırak almıyor?” değil.
Mesele, yarının ustasını bugünden nasıl hazırlayacağımız.
Yaşar İşler
Köşe Yazarı
Esnaf Sesi

