Yaşam kalitemizi yalnızca evimizin içindeki huzur belirlemez. Kapımızı kapatıp dışarı adım attığımızda karşılaştığımız sokaklar, kalabalıklar ve insanlar da bu huzurun bir parçasıdır. Buna rağmen bugün birçok kişi, her yabancıyı olası bir tehlike gibi görmekte; dışarı çıkmaktan çekinmekte ve sürekli kötü bir şey olacakmış gibi yaşamaktadır. Bu kaygı, fark etmeden bizi korkularımıza teslim edebiliyor.
Elbette dışarıda yüzde yüz risksiz bir hayat mümkün değildir. Ancak riskleri azaltmak ve kendimizi daha güvende hissetmek mümkündür. Bunun için tedbirli, dikkatli ve bilinçli davranmak gerekir. Bir yere giderken hangi güzergâhı kullanacağımızı önceden düşünmek, gerektiğinde ulaşabileceğimiz kişilerin iletişim bilgilerini bilmek, çevremizi gözlemlemek ve iç sesimizi dinlemek basit görünse de etkili önlemlerdir.
Güvenli yaşamın önemli bir yanı da kişisel sınırlarımızı koruyabilmektir. Sınırlarımızı zorlayan ya da bizi rahatsız eden davranışlar karşısında “Hayır”, “Bunu istemiyorum.” veya “Lütfen uzaklaşın.” diyebilmek bir kabalık değil; kendimize duyduğumuz saygının göstergesidir. Çocukların, gençlerin ve yetişkinlerin bu cümleleri gerektiğinde kurabilmesi; hem bireysel güvenlik hem de sağlıklı ilişkiler açısından önem taşır.
Evet, evim benim sığınağım olabilir. Ama dışarıdaki dünya beni korkutmamalı. Bazen bir kadın yalnızca evine güvenle gitmek ister. Bir çocuk okuldan çıktıktan sonra arkadaşlarıyla yürümek, parkta koşup oynamak ister. Yaşlı bir insan da sokağa çıkıp temiz hava almak ister. Hiçbiri korkmak zorunda olmamalıdır.
Asıl mesele, insanların içlerinde taşıdıkları endişeleri büyütmeden yaşayabilmelerini sağlamaktır. Daha güvenli alanlar oluşturmak; sokakları, parkları, okulları ve ortak yaşam alanlarını herkes için erişilebilir ve huzurlu kılmakla mümkündür. Dünyayı keşfetmeye, yeni arkadaşlıklar kurmaya ve toplumla bilinçli biçimde yaşamaya hepimizin ihtiyacı var. Bu nedenle yalnızca evimin değil, sokakların da güvenilir olmasını istiyorum.

