sol reklam
sağ reklam
USD -- EURO -- STERLİN -- GR. ALTIN --

Usta-Çırak Kültürünü Kaybediyor muyuz?

03 Eylül 2026, 18:03
41 okunma
⏱ okuma...
Usta-Çırak Kültürünü Kaybediyor muyuz?
Bir ülkenin geleceğini yalnızca üniversitelerde, plazalarda ya da büyük fabrikalarda aramamak gerekir. Bazen bir dükkânın kepengini açan ustada, bazen sanayide eline ilk kez tornavida alan bir çocukta, bazen de yıllardır aynı tezgâhın başında çalışan bir esnafın yanında yetişen gençte o geleceği görmek mümkündür.

Merhaba sevgili okurlarım,

Bir ülkenin geleceğini yalnızca üniversitelerde, plazalarda ya da büyük fabrikalarda aramamak gerekir. Bazen bir dükkânın kepengini açan ustada, bazen sanayide eline ilk kez tornavida alan bir çocukta, bazen de yıllardır aynı tezgâhın başında çalışan bir esnafın yanında yetişen gençte o geleceği görmek mümkündür.

Çünkü bu ülkenin önemli bir meslek geleneği vardı: usta-çırak ilişkisi.

80'li ve 90'lı yıllarda çocukların yaz tatillerini nasıl geçirdiğini hepimiz hatırlarız. Okullar kapanır, çocuklar boş durmasın, bir meslek öğrensin diye babası, amcası ya da bir yakını tarafından bir ustanın yanına götürülürdü.

Bazen bir sanayi dükkânında, bazen bir berberde, bazen bir terzinin yanında, bazen bir marangozun tezgâhında başlardı hayatın başka bir okulu.

Aile çocuğunu ustaya teslim ederken de o meşhur söz söylenirdi:

“Eti senin, kemiği benim.”

Bu söz bugün kulağımıza sert gelebilir. Ancak o dönemin anlayışında bunun karşılığı başkaydı.

Usta yalnızca çocuğa bir iş öğretmezdi. Ona mesleğin yanında disiplin, sorumluluk, sabır ve hayatı öğretirdi. Çırak da yalnızca para kazanmak için değil, bir gün o tezgâhın başına geçebilmek için öğrenirdi.

Bugün ise bu düzenin giderek kaybolduğunu görüyoruz.

Elbette bunun tek bir sebebi yok.

Ekonomik şartlar ağırlaştı. Kiralar yükseldi. Vergiler, sigorta primleri, enerji ve işletme giderleri esnafın sırtındaki yükü artırdı. Bir işletmenin ayakta kalması bile başlı başına mücadele haline geldi.

Böyle bir ortamda ustanın yanına bir çırak ya da stajyer alması da eskisi kadar kolay değil.

Usta düşünüyor:

“Ben bu çocuğu yetiştireceğim, zaman ayıracağım, iş öğreteceğim. Peki bütün bunların maliyetini nasıl karşılayacağım?”

Genç ise doğal olarak kendi açısından düşünüyor:

“Ne kadar maaş alacağım? Sigortam yapılacak mı? Çalışma şartlarım nasıl olacak?”

Aslında burada bir tarafı tamamen haklı, diğer tarafı tamamen haksız ilan etmek doğru değil.

Çünkü değişen yalnızca insanlar değil; hayatın kendisi.

Fakat tam da burada önemli bir noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor.

Bir mesleğin geleceği, o mesleğin ustalarının yetiştireceği yeni ustalara bağlıdır.

Bugün bir berber, elektrikçi, tamirci, marangoz, terzi, aşçı, kaynakçı ya da başka bir meslek sahibi “Ben artık kimseyi yetiştirmeyeceğim” derse, belki bugün işini sürdürebilir. Fakat birkaç yıl sonra o mesleği kim devam ettirecek?

Bir dükkânın gerçek sermayesi yalnızca kasasındaki para değildir.

Bilgidir, tecrübedir, ustalıktır.

Usta yıllar içerisinde öğrendiği bir işi kendisiyle birlikte mezara götürürse, o bilgi kaybolur. Oysa bir çırağa, bir kalfaya aktardığında mesleğin geleceğine yatırım yapmış olur.

Burada gençlere de büyük bir görev düşüyor.

Meslek öğrenmek yalnızca maaş almak değildir. Bir işin inceliklerini öğrenmek, eline bir meslek almak, yıllar içerisinde kendi ayaklarının üzerinde durabilecek hale gelmek demektir.

Bugün birçok genç masa başında çalışmak istiyor. Bu elbette kötü bir şey değil. Ancak toplumun her mesleğe ihtiyacı var.

İyi bir ustaya da ihtiyaç var.

İyi bir kalfaya da.

İşini bilen bir teknisyene de.

İşini seven bir esnafa da.

Bu nedenle artık usta ile genç arasında yeni bir anlayış kurmamız gerekiyor.

Geçmişteki usta-çırak ilişkisinin güzel taraflarını koruyalım; ancak bugünün şartlarına uygun hale getirelim.

Usta, yanında yetiştirdiği gencin emeğinin hakkını versin.

Genç, ustasının bilgisinin ve tecrübesinin değerini bilsin.

Devlet, çırak ve kalfa yetiştiren işletmelerin üzerindeki yükü azaltacak destekleri güçlendirsin.

Aileler de çocuklarını yalnızca üniversiteye yönlendirmek yerine, bir meslek sahibi olmanın da güçlü bir gelecek olduğunu anlatsın.

Çünkü bir ülke yalnızca diploma sahibi gençlerle değil, işini bilen, mesleğini seven ve ürettiği işin arkasında duran insanlarla kalkınır.

Bizim geçmişimizde çok güçlü bir emek kültürü vardı.

Usta bildiğini öğretirdi.

Çırak öğrenmek için sabrederdi.

Kalfalık, ustalığa giden bir basamak olarak görülürdü.

Bugün bu zincirin bazı halkaları kopuyor.

Eğer bu zinciri yeniden güçlendiremezsek, yarın birçok meslekte “usta bulamıyoruz” demeye başlayacağız.

Belki de bugün asıl sormamız gereken soru şu:

Çocuklarımız yarının hangi mesleğinin ustaları olacak?

Bu sorunun cevabı sadece gençlerin değil; ailelerin, esnafın, devletin ve toplumun ortak sorumluluğudur.

Usta-çırak kültürünü geçmişte kalmış bir gelenek olarak görmeyelim.

Onu bugünün şartlarına göre yeniden yaşatalım.

Çünkü bugün yetiştirdiğimiz bir çırak, yarının ustasıdır.

Ve yarının ustası, aslında yarının Türkiye'sidir.

Yazarımız 25 Yıllık Meslek Uzmanıdır, Aynı zamanda YAZAR'dır.

Paylaş:
Yaşar İŞLER
Yaşar İŞLER
ESNAF GÖZÜYLE

Tüm Yazıları