Kötü haberler hükümet için art arda geliyor. Fransa'nın on yıllık borçlanma faizi 1 Ekim Perşembe günü saat 10.00'da yüzde 4,94'e yükseldi; çarşamba kapanışında bu oran yüzde 4,85'ti. Devlet tahvillerinin ikincil piyasadaki getirisi yüzde 4,91'e ulaştığında, benzer bir seviyeye en son 2002'de çıkılmıştı. Üstelik söz konusu faiz oranı, son neredeyse kırk yıldaki en güçlü üç aylık artışını ve 2022'den bu yana en sert aylık yükselişini kaydetti.
Bu yeni tırmanış, yatırımcıların Fransız borcuna duyduğu güvensizliğin hızla arttığını gösteriyor; bu durum hükümetin aynı gün 2027 için devlet bütçesinin olası ana hatlarını sunacağı bir döneme denk geliyor. Bu da Başbakan Sébastien Lecornu için işleri iyice zorlaştırıyor; zira Fransa 1973'ten beri dengede olan bir bütçe görmedi.
Rekor artış yine de sürpriz sayılmıyor. Bir gün önce Matignon'un sakinleri, uyarının kamuoyu tartışmalarında "neredeyse fark edilmeden" geçip gittiğini üzülerek belirtmişti. Başbakan X hesabında şunları yazdı: "Enerji alanındaki gerilimler birçok ülkede faizleri yukarı itiyor. Fransa'da, cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaşırken oluşan siyasi belirsizlik bu baskıyı daha da artırıyor. Bu zorluklara bir de istikrarsızlık eklemeyelim."
Sébastien Lecornu, daha önce 54 milyar avro tutarında tasarruf yapma niyetini açıklamış ve sözlerini şöyle sürdürmüştü: "Daha fazla faiz ödemek demek, ülkenin öncelikleri için daha az kaynak demektir. Bu gerçek herkes için geçerli: Hükümet, Parlamento, cumhurbaşkanlığı adayları. Gerçeklik bize yetişiyor."
Bu artış kadar durumun vahameti, Almanya ile olan farktan da okunuyor; Almanya'nın borçlanma faizi Avrupa'da gösterge niteliğinde taşıyor. Perşembe günü oran yüzde 3,61 düzeyindeydi, yani Fransa'nınkinden yaklaşık 1,30 puan daha düşüktü. Fransız-Alman farkı olarak bilinen ve durmadan açılan bu spread, son on dört yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Sonuç, borsaların anında tepki vermesi oldu. Perşembe sabahı tüm Avrupa piyasaları düşüşle açıldı. İlk işlemlerde Paris yüzde 0,56, Frankfurt yüzde 0,48, Milano yüzde 0,49 ve Londra yüzde 1,10 değer kaybetti.
3 trilyon 596 milyar avroluk borç
Hükümet, kamu borcu Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un iki görev süresi boyunca rekor seviyelere tırmandığı için daha da yakından mercek altında. Bu durum yatırımcıları kaygılandırıyor ve gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken başlıca tartışma başlıklarından biri haline geliyor.
Borç 3 trilyon 596 milyar avroya ulaşmış durumda ve artık ülkenin gayri safi yurt içi hasılasının (GSYH) yüzde 119'una karşılık geliyor; bu da kırılgan kamu maliyesinin seçim kampanyasına muhtemelen damga vuracağına işaret ediyor.
Borç sorununu çözmeyi hedefleyen bir öneri ise hararetli tartışmalara yol açıyor. La France Insoumise hareketinin cumhurbaşkanı adayı Jean-Luc Mélenchon, Avrupa Merkez Bankası'nın elinde tuttuğu Fransız devlet tahvillerinin iptal edilmesini teklif etti; böylece kamu harcamaları için kaynak yaratılabileceğini ve yatırım için yeni imkânların açılacağını savundu.
Bu fikir, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde tarafından hızla reddedildi. Lagarde, önerinin, merkez bankalarının devletleri finanse etmesini yasaklayan Avrupa antlaşmalarının "açık seçik ihlali" olacağını vurguladı. Ayrıca, Fransa bugün borcunu dondurursa, yeniden piyasaya çıktığında alacaklıların fahiş koşullar dayatabileceğini, hatta ülkeye borç vermeyi tamamen reddedebileceğini hatırlattı.
Fransa Ekonomi Bakanlığı'na göre Fransız borcu çok farklı yatırımcı grupları arasında dağılmış durumda. Borcun dörtte biri Fransız yatırımcıların, dörtte biri euro bölgesi yatırımcılarının, bir diğer dörtte biri ise euro bölgesi dışındaki yatırımcıların elinde. Son kalan yüzde 25'lik kısım ise Avrupa Merkez Bankası'nın para politikası kapsamında yaptığı alımlar çerçevesinde, Fransa Merkez Bankası tarafından tutuluyor.
Önümüzdeki günlerde açıklanacak bütçe tasarısı ve artan faiz baskısı karşısında hükümetin atacağı adımlar büyük bir merakla bekleniyor. Uzmanlar, bütçe açığını kapatmaya yönelik sert tasarruf tedbirlerinin ve olası vergi artışlarının toplumsal muhalefeti daha da sertleştirebileceği konusunda uyarıyor. Özellikle yaklaşan seçim atmosferinde, hem iktidarın hem de muhalefetin ekonomik krizle mücadele konusunda nasıl bir söylem benimseyeceği politikanın ana eksenini oluşturuyor.
Diğer yandan, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının Fransa'nın notuna ilişkin yapabileceği olası değerlendirmeler de endişeyle takip ediliyor. Borçlanma maliyetlerindeki bu önlenemez tırmanışın devam etmesi durumunda, ülkenin kamu hizmetlerine ayıracağı bütçenin ciddi şekilde kısıtlanacağı ve bunun da ekonomik büyüme üzerinde uzun vadeli baskı yaratacağı öngörülüyor.



