sol reklam
sağ reklam
USD -- ▲ EURO -- ▲ STERLİN -- ▲ GR. ALTIN -- ▼

Usta-Çırak Kültürü: Bir Serinin Sonu, Asıl Meselenin Başlangıcı

03 Ekim 2026, 12:38
8 okunma
⏱ okuma...
Usta-Çırak Kültürü: Bir Serinin Sonu, Asıl Meselenin Başlangıcı
Kimi zaman ustanın gözünden baktık, kimi zaman çırağın… Kimi zaman devletin sorumluluğunu konuştuk, kimi zaman toplumun mesleklere bakışını. Bugün ise bu yazı dizisini tamamlıyor, fakat asıl meselenin henüz bitmediğini hatırlatmak istiyorum. Çünkü konuştuğumuz konu yalnızca usta ve çırak meselesi değil.

Sevgili okurlarım,

Beş yazı boyunca aynı meselenin etrafında dolaştık.

Kimi zaman ustanın gözünden baktık, kimi zaman çırağın… Kimi zaman devletin sorumluluğunu konuştuk, kimi zaman toplumun mesleklere bakışını.

Bugün ise bu yazı dizisini tamamlıyor, fakat asıl meselenin henüz bitmediğini hatırlatmak istiyorum.

Çünkü konuştuğumuz konu yalnızca usta ve çırak meselesi değil.

Bu mesele, Türkiye'nin mesleklerini, üretimini ve geleceğini ilgilendiriyor.

Nereden başladık?

İlk yazımızda, usta-çırak kültürünün bu ülkenin en değerli miraslarından biri olduğundan söz ettik.

Yıllardır kullanılan "Eti senin, kemiği benim" sözüne yalnızca bir gelenek olarak bakmadık. O sözün arkasındaki güveni, emeği ve sorumluluğu anlamaya çalıştık.

Bir usta, yanında yetişen gence sadece yaptığı işi öğretmez.

Sabretmeyi, müşteriye davranmayı, iş disiplinini, mesleğin inceliklerini ve yılların tecrübesini aktarır.

Fakat bugün bu kültürün giderek zayıfladığını görüyoruz.

Asıl sorumuz da burada başladı:

Neden?

Usta neden çırak yetiştirmek istemiyor?

İkinci yazımızda bu sorunun peşine düştük.

Ustaları suçlamak yerine, onların yaşadığı gerçekleri konuşmaya çalıştık.

Zaman baskısı…

Artan maliyetler…

Çırağın eğitimine harcanan emek…

Yetiştirdiği gencin kısa süre sonra başka bir işletmeye gitme endişesi…

Mesleklerin toplumdaki itibarının azalması…

Ve bütün bunların yanında devlet desteklerinin yetersiz kalması.

Bunların her biri, ustanın çırak yetiştirme kararını doğrudan etkiliyor.

Yani mesele yalnızca "Ustalar neden çırak yetiştirmiyor?" sorusundan ibaret değil.

Asıl soru şu:

Biz ustaya neden çırak yetiştirebileceği bir ortam hazırlayamıyoruz?

Peki çözüm ne?

Üçüncü yazımızda, yıllardır dile getirdiğim bir öneriyi yeniden gündeme taşıdım:

Esnaf Bakanlığı.

Esnafın sorunlarının farklı kurumlar arasında dağıldığı, bir konunun birden fazla kapıda çözülmeye çalışıldığı bir sistem yerine, esnafın doğrudan muhatap olabileceği güçlü bir yapı gerektiğini savundum.

Dördüncü yazımızda ise bu düşünceyi biraz daha somutlaştırdık.

Çırak yetiştiren işletmeye sigorta desteği…

Vergi avantajları…

Dijital belgelendirme…

Teknolojiyle desteklenen mesleki eğitim…

Tek noktadan başvuru…

Ve esnafın ihtiyaçlarına göre şekillenecek daha bütüncül bir destek sistemi.

Çünkü yalnızca "Çırak yetiştirin" demek yetmez.

Ustaya bunu yapabileceği şartları da sunmak gerekir.

Dünyada bunu nasıl yapıyorlar?

Beşinci yazımızda Almanya, İsviçre, Japonya ve Güney Kore örneklerine baktık.

Ülkelerin sistemleri birbirinden farklı.

Ancak dikkat çeken ortak bir nokta var:

Mesleki eğitimin maliyetini yalnızca ustanın omuzlarına bırakmıyorlar.

Devlet, okul ve işletme arasında sorumluluğu paylaştırıyorlar.

Bunun yanında mesleki eğitimin toplumdaki itibarını da güçlendiriyorlar.

Yani mesele yalnızca para değil.

Bir gence,

"Sen de iyi bir usta olabilirsin."

diyebilecek bir toplum anlayışı oluşturmak da gerekiyor.

Şimdi sıra bizde

Bu yazı dizisini kaleme alırken amacım yalnızca bir problemi anlatmak değildi.

Asıl amacım, bu problemin çözülebilir olduğunu göstermekti.

Çünkü bugün bir çırak bulamayan ustamız varsa, yarın o mesleği sürdürecek ustayı da bulamayabiliriz.

Bugün bir genç meslek öğrenmekten utanıyorsa, yarın o mesleğin kapısını kapatabiliriz.

İşte bu nedenle bu seriyi burada noktalarken üç kesime özellikle seslenmek istiyorum.

Birincisi ustalara…

Eğer bir ustaysanız ve şartlarınız elveriyorsa, yanınıza bir genç almayı bir kez daha düşünün.

Biliyorum, şartlar kolay değil.

Biliyorum, bir genci yetiştirmek zaman istiyor, sabır istiyor, emek istiyor.

Ama unutmayın:

Bugün yetiştirdiğiniz çırak, yarın sizin mesleğinizi yaşatacak kişidir.

İkincisi gençlere ve ailelerine…

Mesleki eğitimi, üniversiteye gidemeyenlerin seçeneği olarak görmeyin.

Bir mesleğe sahip olmak küçümsenecek bir şey değildir.

İyi bir usta olmak; yılların emeğiyle kazanılmış bir bilgiye, deneyime ve değere sahip olmaktır.

Her toplumun doktora, mühendise, öğretmene ihtiyacı olduğu kadar;

ustaya da ihtiyacı vardır.

Üçüncüsü ise hepimize…

Bu konuda sesimizi yükseltelim.

"Esnafa Can Ver" projesiyle yıllardır dile getirdiğimiz çağrının amacı da tam olarak budur.

Esnafın sorunlarını konuşmak…

Çözüm önerilerini tartışmak…

Ve esnafın geleceği için daha güçlü bir yapı talep etmek.

Bir Esnaf Bakanlığı talebi, yalnızca bir kişinin düşüncesi olarak kalmamalı.

Eğer toplumda karşılığı varsa, bu talep tartışılmalı, konuşulmalı ve esnafın gerçek ihtiyaçları üzerinden şekillendirilmelidir.

Bu seri bitiyor, mesele bitmiyor

Bu yazı dizisini bugün burada tamamlıyorum.

Ama usta-çırak meselesi burada bitmiyor.

Çünkü usta-çırak kültürü yalnızca geçmişten kalan bir gelenek değildir.

Doğru şartlar oluşturulduğunda yeniden güçlenebilecek bir değerdir.

Bir dükkânda başlayan eğitim, yıllar sonra başka bir dükkânın açılmasına vesile olabilir.

Bir ustanın yanında öğrenilen meslek, bir ailenin geçim kapısı olabilir.

Bir çırağın yetişmesi, bir sektörün geleceğini değiştirebilir.

Bu nedenle meseleye yalnızca bugünün ihtiyaçlarıyla bakamayız.

Bugün yetiştiremediğimiz her çırak, yarının eksilen ustasıdır.

Ben bu köşeden, esnafın ve mesleklerin sorunlarını konuşmaya, çözüm önerilerini gündeme getirmeye ve sizlerin sesini duyurmaya devam edeceğim.

Çünkü mesele sadece bugün hangi dükkânın açık kalacağı değildir.

Mesele, yarın o dükkânın kapısını kimin açacağıdır.

Ve unutmayalım:

Bugün yetiştirdiğimiz bir çırak, yarının ustasıdır.

Yarının ustası ise aslında yarının Türkiye'sidir.

Paylaş:
Yaşar İŞLER
Yaşar İŞLER
ESNAF GÖZÜYLE

Tüm Yazıları