Sadece iklim değil: Yapay zekâ da bir enerji canavarı
Enerjiye yönelik talebi artıran tek unsur iklim dönüşümü değil.
Yapay zekânın hızlı gelişimiyle birlikte veri merkezlerinin elektrik tüketimi de dünya genelinde önemli ölçüde artıyor. ChatGPT benzeri yapay zekâ sistemleri, büyük dil modelleri, bulut bilişim hizmetleri ve otomatik sistemler için devasa veri merkezleri gerekiyor.
Bu merkezlerin çalışması ise yüksek miktarda ve kesintisiz elektrik gerektiriyor.
Uluslararası Enerji Ajansı'nın (IEA) enerji yatırımlarına ilişkin değerlendirmeleri, veri merkezleri ve teknoloji şirketlerinin artan sermaye harcamalarının enerji altyapısı üzerindeki baskıyı giderek artırdığını ortaya koyuyor.
Bu nedenle yapay zekâ yarışının görünmeyen tarafında aslında başka bir yarış daha yaşanıyor:
Elektriği kim üretecek, kim taşıyacak ve kim depolayacak?
Veri merkezlerinin yanı sıra elektrik üretim tesisleri, enerji depolama sistemleri ve elektrik şebekelerinin de aynı hızda büyümesi gerekiyor.
Küresel enerji yatırımlarının 2026 yılında yaklaşık 3,4 trilyon dolar seviyesine ulaşması beklenirken, bunun yaklaşık 2,2 trilyon dolarının yenilenebilir enerji, nükleer enerji, şebekeler ve enerji depolama gibi alanlara yönelmesi öngörülüyor.
Bu tablo, enerji sektörünün önümüzdeki yıllarda dünyanın en büyük sermaye hareketlerinden birinin merkezinde olacağını gösteriyor.
Jeopolitik gerilimler enerji güvenliğini öne çıkarıyor
Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki gerilimler ve ABD-Çin arasındaki stratejik rekabet, ülkelerin enerji güvenliği konusundaki hassasiyetini artırdı.
Artık ülkeler yalnızca enerjinin ucuz olmasını değil, enerjiye kesintisiz ve güvenli şekilde ulaşabilmeyi de stratejik bir hedef olarak görüyor.
Bu durum LNG terminallerinden doğal gaz boru hatlarına, elektrik şebekelerinden nükleer santrallere kadar geniş bir altyapı yatırım alanı oluşturuyor.
Enerji güvenliği aynı zamanda sermaye açısından da yeni fırsatlar yaratıyor.
Çünkü enerji altyapısına sahip olmak, yalnızca ekonomik bir değer değil; ülkelerin stratejik bağımsızlığı açısından da giderek daha önemli hale geliyor.
"İnsanlığın hizmetinde" mi, yeni bir egemenlik biçimi mi?
BlackRock, geleceği şekillendiren temel eğilimleri; jeopolitik parçalanma, demografik değişim ve dijital dönüşüm gibi uzun vadeli "mega güçler" üzerinden değerlendiriyor.
Dünya nüfusunun 2050 yılında yaklaşık 9,7 milyara ulaşmasının beklenmesi de özellikle gelişmekte olan ülkelerde yeni altyapı yatırımlarına duyulan ihtiyacı artırıyor.
Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Bu altyapıyı kim finanse edecek ve bu altyapının sahibi kim olacak?
Dünyanın en büyük varlık yöneticileri artık yalnızca şirketlerin hisselerini satın almakla ilgilenmiyor. Enerji santralleri, elektrik şebekeleri, limanlar, veri merkezleri, ulaşım altyapıları ve diğer fiziksel varlıklar da küresel sermayenin yatırım alanına dönüşüyor.
Bu durum bir taraftan ihtiyaç duyulan devasa yatırımların gerçekleşmesini sağlarken, diğer taraftan sermayenin ekonomik ve stratejik gücünün belirli merkezlerde yoğunlaşmasına ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Çünkü sermaye hangi altyapıya yönelirse, o altyapının bulunduğu bölgelerde ekonomik dengeler, enerji maliyetleri ve yatırım koşulları da bundan etkilenebiliyor.
Türkiye bu haritanın neresinde?
Türkiye açısından da bu dönüşümün yakından takip edilmesi gerekiyor.
Türkiye; Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasındaki konumu, enerji koridorları, doğal gaz altyapısı, yenilenebilir enerji potansiyeli ve gelişen elektrik üretim kapasitesi nedeniyle küresel enerji denkleminde önemli bir konuma sahip.
Ancak bu büyük sermaye hareketlerinin Türkiye açısından yalnızca fırsat olarak değerlendirilmesi yeterli değil.
Çünkü küresel sermayenin enerji ve altyapıya yönelmesi, önümüzdeki dönemde enerji fiyatlarından kredi maliyetlerine, döviz kurlarından üretim maliyetlerine kadar birçok alanı doğrudan veya dolaylı olarak etkileyebilir.
Burada asıl mesele, Türkiye'nin bu dönüşümün yalnızca tüketicisi mi olacağı, yoksa kendi teknolojisini, sermayesini ve altyapısını geliştirerek bu büyük dönüşümün aktörlerinden biri mi olacağıdır.
Esnaf ve küçük işletmeler neden bu konuyla ilgilenmeli?
İlk bakışta BlackRock'un küresel altyapı yatırımları ile bir esnafın günlük hayatı arasında büyük bir mesafe varmış gibi görünebilir.
Oysa bu dönüşümün sonuçları en sonunda işletmelerin bilançolarına kadar ulaşabilir.
Enerji fiyatları yükseldiğinde işletmenin elektrik faturası artar.
Finansman maliyetleri yükseldiğinde kredi maliyeti artar.
Döviz hareketleri ithal ürünlerin fiyatını etkiler.
Lojistik ve tedarik zincirleri değiştiğinde işletmenin malı daha pahalıya ulaşabilir.
Yani dünyanın en büyük yatırım fonlarının bugün verdiği kararlar, yıllar sonra küçük işletmelerin karşısına elektrik faturası, kredi faizi, ürün maliyeti ve tüketici alım gücü olarak çıkabilir.
Bu nedenle mesele yalnızca BlackRock'un ne kadar para yönettiği değil.
Asıl soru şu:
Geleceğin ekonomisini kim finanse edecek, kim yönetecek ve bu dönüşümden kim kazanacak?
Editörün Notu
Küresel sermayenin enerji ve altyapıya yönelmesi, önümüzdeki yılların en önemli ekonomik başlıklarından biri olacak.
Bu nedenle Türkiye'nin ve özellikle üreticinin, esnafın ve küçük işletmelerin bu dönüşümün dışında kalmaması gerekiyor.
Çünkü karar masasında olmayanlar, çoğu zaman kararların sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyor.
Enerji faturası, kredi maliyeti, döviz kuru ve tedarik zinciri gibi başlıklar aslında dünyanın diğer ucundaki yatırım kararlarıyla hiç olmadığı kadar bağlantılı hale geliyor.



